SON DAKİKA
Tümü

Gündem

Anasayfa / Gündem / 13 Eylül 1992… Aktütün Çatışması…

13 Eylül 1992… Aktütün Çatışması…

27 Aralık 2017 / Çarşamba 16:23
Yaşayan bilir.

Yıl 1992.

Yer; Şemdinli İran sınırı.

Cumhurbaşkanı Özal, Alan jandarma karakolunu ziyaret ediyor, beraberinde Genel Kurmay Başkanı, Jandarma Genel Komutanı, Olağanüstü Hal Valisi. Karşılayan Şemdinli Jandarma Sınır Tabur Komutanı Binbaşı Sarızeybek. Askerler tüfek asmış, Cumhurbaşkanını selamlıyor. Büyük bir çatışma sonrası, şehitler var, herkes üzgün.

–              Alan Jandarma Sınır Karakolu emir ve görüşlerinize hazırdır, Sayın Cumhurbaşkanım.

–              Teşekkür ederim.

–              Sağollll!

–              Başımız sağolsun evladım. Anlat bakayım, nasıl oldu bu saldırı?

–              Sayın Cumhurbaşkanım. Teröristler geceden İran sınırını geçerek karakolun etrafına mevzilendiler. Sabaha karşı yoğun roket ve makineli tüfek atışlarıyla şok etkisi sağlayıp mevzilerimize sızdılar. El bombası atarak 19 askerimizi şehit ettiler. Çatışma öğleye kadar sürdü ve İran’a kaçtılar.

–              Bu teröristlerin İran’dan geldiği doğru mu?

–              Evet Sayın Cumhurbaşkanım. İran’dan geldiler ve İran’a kaçtılar.

–              Emin misin?

–              Evet Sayın Cumhurbaşkanım. Çatışma sonrası teröristler kaçarken hemen karşıdaki İran karakolu destek verdi onlara ve araçlarla Urumiye’ye doğru gittiler. Uçaklara bu karakolun koordinatlarını verdim vurmaları için ama vurmadılar.

Sağına baktı Özal, soluna baktı, etrafındakilere dönerek sakin bir sesle:

–              Ben olsaydım vururdum, dedi.

Okuduklarınız gerçektir, yaşanmıştır. Ben olsaydım vururdum, dedi Sayın Cumhurbaşkanı, dedi ama vurmadı. Söylediğinin aksine, İran’ı bir nota ile dahi uyarmadı. Gerçeği bile bile göz yumdu onlara.

Bundan cesaret alan teröristler bir hafta sonra tekrar geldi, Aktütün karakolumuza saldırdı. Saatler boyu çatıştık. Büyük darbe aldılar ama 22 şehit verdik ve giden geri dönmedi hiç.

Özal İran’ı yine vurmadı. Tavır da almadı İran’a karşı.

Çatışmadan on beş gün sonra, bu sefer çok kalabalık geldi teröristler, yüzlercesi belki bine yakın. Derecik karakolumuza saldırdılar, akşama kadar sürdü çatışma. Ferhat kod adlı Osman Öcalan Nahal Tepe’de bizi izliyordu. Tanesi yedi milyon dolar eden yüz bir terörist ölüsünü ben saydım, bize hain kurşun attıkları yerlerde. Büyük bir darbeydi bu, çok büyük, kitaplarına bile geçti teröristlerin ama terörist zayiatını ne yapayım, 33 şehit verdik biz de bu çatışmada.

Ne yalan söyleyeyim, kırgınım Özal’a, söylediğini yapmadığı için. Bir cumhurbaşkanıydı o, istese yapardı ama yapmadı.

Şimdi sorarım size; nedir ihanet, aldatmak mı? Yoksa insanı sırtından bıçaklamak mı, Brütüs gibi? Saf mı değiştirmek yoksa, bizim, kimi seçilmişler gibi? Görüp de görmezden gelmek, bilip de söylememek, gerçeği haykırmak yerine yalanlarla oyalamak mıdır ihanet? Olayların düşündürdüklerini söylemek yerine, duymak istenileni söylemek ihanet olabilir mi? Peki, ya bilineni görmezden, duymazdan gelip, ‘’aman sorun çıkmasın’’ diyerek olaylara seyirci kalmak nedir sizce?

Erdal Sarızeybek