SON DAKİKA
Tümü

Gündem

Anasayfa / Gündem / ÖZAL ŞEMDİNLİ’YE GELDİ, GÖRDÜ, GİTTİ… 55 ŞEHİT!..

ÖZAL ŞEMDİNLİ’YE GELDİ, GÖRDÜ, GİTTİ… 55 ŞEHİT!..

26 Aralık 2017 / Salı 00:18
Neden?

30 AĞUSTOS 1992, ŞEMDİNLİ ALAN KARAKOLUNDA ÇATIŞMA

Şemdinli’deyim. Terörist haberi saat beş gibi geldi. Ve yola çıktık altı kişiyle.
Öyle bir patlama oldu ki, şaşırdım, düşünemez oldum. Dumanlı dağdan gelen ikinci terörist kolunun pususuna düşmüş ve döşedikleri mayına basmıştık. Dost Çimen’in yapabileceği bir şey yoktu çünkü biz yanında değildik. Ardından roketler gelmeye başladı, tek tek. Güçlü patlamalar zırhlı aracı beşik gibi sallıyordu.

YOLDA PUSU

Kimse de haykırış yok, panik yok, beş asker mazgala uzanmış sessizce ateş ediyordu. Bir asker yere düştü, vurulmuştu. Arkadaşları yardım etmeye çalıştı, bir yandan ateş ederken. Bu arada Dumanlı Dağ’dan gelen teröristlerin ikinci kolu roket ve mermi yağdırmaya devam ediyordu. Şoför bir gayretle aracı yeniden çalıştırdı, hareket edip pusu bölgesini geçti. Karakol Komutanı Hamza Üsteğmen telsizde bağırıyordu: “Komutanım sola dönün, sola dönün atış alanına doğru.”

KARAKOLDA PUSU

Dönmemizle birlikte on kadar teröristle karşılaşmamız bir oldu, ayakta karakola geliyorlardı, ateş ederek, roket atarak. Öndeki birkaçının üzerinde askerin hücum yeleği vardı ve de çelik başlığı, şehitlerimizden çalmışlardı demek. Kirli sakallarını gördüm, kirli ve dağınık saçlarını. Sonra tek tek devrildiler. Biraz daha ilerleyince on beş kadar teröristin yaklaşık yüz metre öteden bize doğru geldiğini gördüm. Elimdeki tüfek bombalarını tek tek attım. Eğildiler, sonra görünmez oldular.

100 KİŞİLİK KARAKOLA 400 TERÖRİST SALDIRDI

Ne kadar çok terörist vardı, biri kaybolurken diğeri çıkıyordu. Ben MG–3 otomatik tüfeği sevmem ama hayret, hiç tutukluk yapmadan 3.200 mermi atmıştı teröristlere doğru hem de hedefi şaşırmadan. Çatışma saat sabah beş gibi başlamıştı. Tek tük mermi seslerini duyduğumda saate baktım, on ikiyi gösteriyordu, demek yedi saattir sürüyordu çatışmalar. Teröristlerden arta kalanlar ise, kaçtılar İran’a. Benim yanımdaki bir asker hani pusuya düştüğümüzde yaralanan, şehit olmuştu. Karakol mevzilerinde ise, çatışmaya giren on sekiz asker şehit düşmüştü, bakamadım yüzlerine içimdeki acıdan.

TERÖRİSTLERDE MODERN SİLAHLAR

Teröristlerden geride kalan silahlara baktım, hayret, hiç görmemiştim böyle silahlar. Sonradan öğrendim ki bunlar; RPG–7 Roketatar, Kannas Keskin Nişancı Tüfeği, Kaleşnikof Piyade Tüfeği, Bikeysi Otomatik Tüfek idi, kimi Rus yapımı, kimi Çin yapımı. Ama ne garip silahlar bilemezsiniz, çamurun içine koy, ateş et, patlıyor. Bin metreden nişan al, tetiği çek, vuruyor. Bir dakika içinde beş yüz metreden üç roket at, atıyor ve patlıyor, hem de ne gürültüyle.

SİLAHLAR BARZANİ BÖLGESİNDEN

Bizdeki G–3 de iyidir, iyidir ama geri tepmesi çok. Tek elde seride ateş edemezsiniz, etseniz de hedefi vuramazsınız geri tepmesinden ötürü. MG–3 de iyidir ama toza karşı hassas. 89 mm.lik roketatarı ne siz sorun ne ben söyleyeyim; manyetolu, ikinci dünya harbinin eskisi gibi bir şey, çoğu kez ateş almaz. Ne yalan söyleyeyim, teröristlerden ele geçirdiğimiz silahlar iyiydi, güzeldi ama el bombaları kötüydü, Rus yapımı, eski, kimi patlar kimi patlamaz. Bizim Amerikan yapımı el bombalarımız ise daha iyiydi onlardan, en azından atıldığında çoğu kez patlıyordu.

Sonradan öğrendim ki, bu silahlar Kuzey Irak’ın Erbil şehrinde açık pazarda satılıyormuş. Gene öğrendim ki, teröristlerin ana karargâhı Hakurk’muş ve Temmuz ‘92 itibariyle beş binden fazla terörist varmış. Gene öğrendim ki, İran ve Irak sınır boylarını teröristler tutmuş, her kaçaktan sözde gümrük adıyla haraç alıyorlarmış, çok para eder bu.
Hayret, nasıl olmuş da kimsenin haberi olamamış? 

Bu silah meselesi önemli, birinin çıkıp anlatması ve bize cevap vermesi gerek. Önce Ersever’i dinleyelim: “APO ve adamları 1991 yılı bahar ayları boyunca Kuzey Irak’ta talan ve çapul ile elde ettiği silah ve cephane gibi malzemeleri depoluyor, mevzilerini tahkim etmeye çalışıyordu.

BU SİLAHLARDAN KİMSENİN HABERİ YOK MUYDU?

İşte Ersever bu silahların kaynağını böyle açıklamıştı. Demek ki, 1992’de bizi şehit eden silahlardan haberimiz varmış. Ne acı! Emniyet ve asayişten sorumlu İçişleri Bakanlığı açıklasın bize; PKK’nın 1991’de elde ettiği silahlardan neden haberimiz olmamıştır, aynı silahları neden ve ne zaman aldık ve terörle mücadele eden birliklerimize ne zaman dağıttık? Bu soruların cevabı, bizim bunları neden yaşadığımızı da size açıklayacak. Gelelim şimdi alana bizi görmek için gelen devlete.

DÖNEMİN İMHA AMAÇLI EN AĞIR SALDIRISI

Ankara Jandarma Harekât merkezi nöbetçileri aynı gün saat sekiz gibi koşarak Kurmay Başkanı Korgeneral Erdinç Aygün’ün makamına geldiler:
– Komutanım. Alan Jandarma Hudut Bölüğü bu sabah saatlerinde çok kalabalık bir terörist grubun saldırısına uğradığını Hakkari Tugayından öğrendik. Tabur Komutanı altı kişiyle takviye gitmiş ama şu ana kadar ondan haber alamadık. Bölükle de irtibat kuramıyoruz, çatışma çok yoğun.

– Başka takviye unsurları gitmemiş mi?
– Kobralar bölgede ama UH–1 ve Skorsky helikopterleriyle havadan birlik atamıyoruz çünkü bölüğün etrafı teröristlerce çevrilmiş durumda.

Erdinç Paşa, Şemdinli’ye atamamızı yapan generaldi ve bizi tanıyordu. Şüphesiz bu duruma oldukça üzülmüştü ama bana söyleme fırsatı olmadı hiç. Erdinç Paşa bir an önce olayı öğrenmeye çalışıyor ve Komutan Orgeneral Eşref Bitlis’e haber verebilmek için acele ediyordu.

– Çevrede yardıma gidecek başka birlik yok mu?
– Şemdinli Dağ Komando Taburunun bir bölüğü Kayalar Köyü’nde konuşlu ancak teröristler yolları kesmiş, temas sağlanması an meselesi ama yardıma zamanında gitmeleri mümkün görülmüyor.

Çok sıkıntılı bir durumda; bir bölüğe takviye gönderememek ne demek!
 Bu nasıl izah edilebilir?
Olumlu bir cevap alabilmek umuduyla son kez sordu Erdinç Paşa:
– Bu bölüğe yardım göndermenin hiçbir yolu yok mudur?
– Tabur komutanıyla yeniden irtibat kurmayı deneyeceğiz komutanım. Ondan bilgi alabilirsek, bir çözüm yolu bulunabilir.– Peki, irtibat kurmaya çalışın.
Eşref Bitlis Paşa çok heybetli bir insandı; iri yarı, dağ komandosu, sağlıklı, kararlı, her zaman rastlanabilecek bir komutan değildi. Erdinç Paşa’yı makamında kabul etti. Olayı dinledi. Bir müddet sessiz kaldı ve:

– Olayı Genel Kurmay’a bildirin, dedi.TAKVİYE GELEMEDİ

Hakkari Dağ ve Komando Tugay Komutanlığı telsizinde çok yoğun bir muhabere vardı. Tüm operatörler Şemdinli taburu ve alan bölüğü ile irtibat kurmaya çalışıyorlardı. Taburun yapacak bir şeyi yoktu zira o da tabur komutanından ve bölükten haber alamıyordu. Tugay Komutanı Utku Güney Paşa üzgün, çaresiz, olay yerinden gelecek umutlu bir haberi bekliyordu.

Çaresizliğin sıkıntılı, ifadesi güç anları bu. Olayı haber alan Genel Kurmay’da da acil planlar devreye konuyor ama tabur ve bölük komutanlarından haber alınamadığı için ne yapılacağı hususunda kesin bir karar ortaya konamıyordu. Nihayet durum Başbakan Demirel ve Cumhurbaşkanı Özal’a bildirildi. Devletin tüm erkanı oturup çatışma bölgesinden gelecek haberi beklemeye başladı.

Nihayet beklenen haber altı saat sonra geldi. Teröristler önemli bir darbe almış, ancak bu çatışmada 19 şehit verilmişti. Bu kahraman şehitler PKK’nın sözde bayrağını karakoldaki Türk bayrağı gönderine çekmelerine izin vermemişlerdi.

Devletin büyükleri hep bir ağızdan derin bir Oh, çektiler. “İlk fırsatta bu karakola gidelim, olayı bir de yerinde inceleyelim,” dediler. Eylül ayı başlarında hepsi Alan Karakoluna’na çıkageldi, bir anı fotoğrafı çektirdi ve gitti. Onlar gitti ama teröristler gitmedi, yine Hakurke’deydi, Basyan ve Jerma’da idi, hem de binlercesi.

ÖZAL, ALAN KARAKOLUNA ZİYARETE GELDİ

Ben neyim ki o zamanlar, bir binbaşı. Karşımda ki ise Cumhurbaşkanı. Ben tüm bildiklerimi anlattım.

Ben Özal’ı tanımam ama ismini duydum, çünkü 1992’de Cumhurbaşkanımızdı O bizim.

Kader bizi Alan Jandarma Karakolu’nda tanıştırdı. Özal, teröristlerin gerçekten İran’dan gelip gelmediğini merak ediyordu. Bunu öğrenmek için yanına Genel Kurmay Başkanı, Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Eşref Bitlis ve OHAL Valisi Sayın Ünal Erkan’ı da alarak Şemdinli’nin Alan Jandarma Karakolu’na gelmişti.

HER ŞEYİ ÖZAL’A ANLATTIM

Şişman, kısa boylu, gözlüklü, babacan bir insandı, nur içinde yatsın. Olayı ben anlattım O’na; teröristlerin İran’dan gelip nasıl İran’a kaçtıklarını, kullandıkları silahların bizden üstün olduğunu, zırhlı araçların iyi iş yaptığını, kaçakçılığın terörü beslediğini, daha çok şeyler anlattım.

ÖZAL GELDİ, GÖRDÜ VE GİTTİ: 55 ŞEHİT

Özal’a anlattım, hepsini anlattım. Zaten Alan Karakoluna ile İran sınırı arasında ne var ki, topu topu beş yüz metre. İran’dan geldiler İran’a gittiler, dedim. Silahlarını, silah pazarlarını, Hakurk’u, kaçakçılığı ve kaçağın terörü beslediğini anlattım.

Ben neyim ki o zamanlar, bir binbaşı. Karşımda ki ise Cumhurbaşkanı. Ben tüm bildiklerimi anlattım. Anlattım da ne oldu? Hiç. Bir hafta sonra, teröristler Aktütün karakolumuza saldırdılar, 22 şehit verdik. On beş gün sonra Derecik karakolumuza saldırdılar, 33 şehit verdik.

Bunlar sayı değil, her biri bir can ama neden?

Erdal Sarızeybek

Etiketler:,